Ali İlmi  Fani

yazar, siyaset adamı

150’liklerden

Şeyh/Hoca Abdülbaki Fani’nin en büyük oğlu olan Ali İlmi, 1878 yılında Kadirli’de doğdu. Babasının Tahrirat Müdürlüğü göreviyle Maraş’ta bulunduğu sırada Rüştiye Mektebi’nde (Ortaokul) okudu. Daha sonra Halep İdadisi’ne bir yıl devam ettikten sonra, Adana İdadi Mektebi’ne devam etti ve diploma aldı. Babasından Farsça ve Arapça; başka bilginlerden de değişik alanlarda dersler alır.

Adana’da, Resmi Gazete yazarlığı ve Matbaa Müdürlüğü yaptıktan sonra, Cebel-i Bereket (Osmaniye) Tahrirat Müdürlüğü, Adana Mektubi Kalemi şefliği gibi görevlerde bulundu. Adana Lisesi’nde Edebiyat ve Farsça öğretmenliği yaptı. Bir ara Bolu’da Tahrirat Müdürlüğü de yaptı. II. Meşrutiyet’ten sonra Osmanlı Meclis-i Mebusan’ının ikinci döneminde Kozan milletvekili olarak bulundu.
Hayatının önemli bir bölümü Adana’da geçti. Burada Anadolu ve Teceddüt (Yenilik) gazetelerinin başyazarlığını yaptığı gibi, Rehber (Yolgösterici) ve Ferda (Yarın) adlarında iki gazete yayınladı.

Ferda gazetesinde Milli Mücadele karşıtı yazılar yazdı. 1921/22’de Fransızlar’la yapılan anlaşmadan sonra Mustafa Kemal yanlısı yazılar yazdı, ancak bu sürgün sonucunu değiştirmedi. Fransa’nın egemenliğindeki Antakya’ya geçti ve Antakya Lisesi’nde Edebiyat Öğretmenliği yaptı. 1938 affından sonra yeniden Kadirli’ye döndü. 1964 yılında İstanbul’da öldü.

Edebi Kişiliği

Ali İlmi Fani, yazar olarak gazeteciliği, edebiyatçı olarak şairliği seçmiş bir kişiliktir. Taha Toros, onun bestelenmiş şarkıları bulunduğunu ve onun da babası Fani Efendi gibi (Ebcet) hesabıyla tarih düşürmeye meraklı bir şair olduğunu belirtir.

ESERLERİ:
1.Bir 150’liğin Mektupları
Ali İlmi Fani’den Rıza Tevfik’e Mektuplar
Abdullah Uçman, Handan İnci
Kitabevi Yayınları

“Şu birkaç sene içinde ne kıymetli adamlar kaybettik: Cenab, Nazif, Akif, Hamid, Haşim ile Celal Sahir de Nazif ile Cenab arasına girebilir. İki evvelkiler sonrakilerle kıyas edilemezse de yine birer şahsiyetti. Fakat Hamid ile Akif’in bıraktığı boşluğu doldurmak için asırlar gerektir. İnsan yaşadıkça hafızası bir makber-i ahbab, müfekkiresi bir sicill-i azab oluyor. Bunun
sebebini ve sevdiklerimizin, tanıdıklarımızın ölümünden duyduğumuz acının menşelerini mektubunuzda pek güzel izah etmiş olduğunuzdan ben de artık bu
bahse nihayet veriyorum.”
(18 Nisan 1937 tarihli mektuptan)

Bu kitap, II. Meşrutiyet ve Mütareke dönemlerinin renkli simalarından Ali İlmi
Fani’nin, 1926-1948 yılları arasında gurbetten, yine bir gurbetzede olan Rıza
Tevfik’e gönderdiği kültür ve edebiyat tarihimizle ilgili elli mektuptan
meydana gelmektedir.